
Miras Hukuk Savaşları Kentsel Dönüşümün Önünü Kesiyor: İzale-i Şuyu Davalarında Çarpıcı Yükseliş
Eskiden aile bağlarının ve nesiller arası mirasın sembolü olan mülkler, günümüzde ne yazık ki derin anlaşmazlıkların ve uzun soluklu hukuki…
Eskiden aile bağlarının ve nesiller arası mirasın sembolü olan mülkler, günümüzde ne yazık ki derin anlaşmazlıkların ve uzun soluklu hukuki mücadelelerin odağı haline gelmiş durumda. Pek çok ailenin yaşadığı ortak bir sorun olan, "Babadan kalan köşk atıl durumda, kimse satamıyor" gibi ifadelerle özetlenen bu durum, aslında İstanbul'un merkezi bölgelerinde milyarlarca liralık potansiyel servetin, çözülemeyen miras sorunları nedeniyle atıl kalmasının acı bir yansımasıdır.
Gayrimenkul sektöründe yaşanan bu hukuki çıkmaz, yalnızca bireysel mülk sahiplerini olumsuz etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda kentsel dönüşüm projelerinin hayata geçirilmesini de ciddi şekilde sekteye uğratıyor. Sektör temsilcileri, 10 ila 15 mirasçının söz konusu olduğu bir gayrimenkul projesinde, tek bir kişinin dahi olumsuz yaklaşımının, tüm projenin iptaline yol açabildiğini vurguluyor. Bu durum, mevcut yapı stokunun yenilenmesini engellerken, hem ekonomik kayıplara hem de güvenlik risklerine zemin hazırlıyor.
Konuya ilişkin uzman görüşleri, miras davalarındaki mevcut tabloyu daha net ortaya koymaktadır:
- •Uzayan Dava Süreçleri: Bir miras davasının karara bağlanmasının ortalama 5 ila 6 yıl sürebildiği belirtiliyor. Bu uzun bekleme süreci, binaların zamanla bakımsızlık nedeniyle yıpranmasına ve değer kaybetmesine neden oluyor.
- •Piyasa Değerinin Altında Satışlar: Mahkemeler aracılığıyla yapılan satışlarda, mülklerin genellikle piyasa değerinin oldukça altında bir fiyatla el değiştirdiği gözlemleniyor. Bu durum, mirasçıların hak ettikleri geliri elde etmelerini engelliyor.
- •Arabuluculuğun Yetersizliği: Özellikle "kan davasına" dönüşebilen miras kavgalarında, arabuluculuk mekanizmasının dahi çözüm bulmakta zorlandığı ifade ediliyor.
Hukuk çevreleri, günümüzde adliyelerin adeta birer gayrimenkul satış ofisine dönüştüğünü ve dava çözmek yerine icra yoluyla mülk satışlarının arttığını belirtiyor. Mirasçılar arasındaki "birbirimize yar etmeyelim" anlayışının, aslında kendi maddi varlıklarını erittiği vurgulanıyor. Bu süreçte en çok kazananın hukuk büroları olduğu, buna karşılık üzerinde oturduğu servetten yeterince faydalanamayan mirasçıların ve bir türlü modernleşemeyen şehirlerin kaybeden tarafta kaldığı dile getiriliyor.
Gayrimenkul piyasasındaki bu tür hukuki tıkanıklıklar, hem arz-talep dengesini olumsuz etkilemekte hem de deprem gibi risklere karşı dayanıklı olmayan yapıların yenilenmesini geciktirmektedir. Bu nedenle, yargı süreçlerini hızlandırmak ve mirasçılar arasında uzlaşmayı teşvik etmek, hem bireysel refah hem de toplumsal güvenlik açısından büyük önem taşımaktadır. Ortak bir zeminde buluşmanın, her zaman mahkeme koridorlarından daha kazançlı bir seçenek olduğu unutulmamalıdır.
Bu haberi nasıl buldunuz?